4 Ağustos 2017 Cuma

Tomurcuk gibi memeler

إِنَّ لِلْمُتَّقِينَ مَفَازًا * حَدَائِقَ وَأَعْنَابًا * وَكَوَاعِبَ أَتْرَابًا * وَكَأْسًا دِهَاقًا

Böyle diyor Kuran'ın Nebe suresi 31-32-33-34 ayetler. Mekke surelerinin birçoğu gibi anlamı son derece muğlak, düz yazıdan ziyade Mallarmé’nin müphem şiirleri gibi. Bir olasılıkla, sözlü olarak ezberlenip aktarılırken az veya çok kazaya uğramış da olabilir. Kabaca diyor ki “Takva sahipleri için orada bir sığınak (güvenli yer) vardır, ağaçlı bahçeler ve bağlar, memesi yeni çıkmış kızlar, dolu kadehler.” Bahsi geçen yer İslam cenneti olacak, galiba.

Üçüncü ayet Türkçe usulde “ve kevâ’ıben etrâban” diye okunuyor. Diyanet Vakfı’nın çevirisine göre “göğüsleri tomurcuk gibi kabarmış yaşıt kızlar,” Elmalılı mealinin çeşitli basımlarına göre “turunç sîneli yaşıtlar”, “turunç göğüslü yaşıt (kızlar)” veya “memeleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar”. Tefhim-ül Kuran’da “Göğüsleri henüz tomurcuklanmış yaşıt kızlar”. Yaşar Nuri Öztürk yorumunda “göğüsleri turunç gibi yaşıtlar”. Ömer Nasuhi Bilmen’e göre “nar memeli, hep bir yaşta (cariyeler)”. Ahmet Tekin’e göre “göğüsleri irileşmiş, genç kızlık çağında, yaşıt dilberler”. Abdülbaki Gölpınarlı’ya göre “memeleri yeni sertleşmiş yaşıt kızlar”. Aşağı yukarı şöyle bir şey kastetmişler sanırım, güzel olmadığı söylenemez: https://www.abbywinters.com/fetish/puffy_nipples

Diyanet İşleri Başkanlığı mealinin eski basımı hicap etmiş, “yaşıtlar” diye geçiştirmiş, kızlardan ve memelerden bahis yok. Yeni basım “kendileriyle bir yaşta, göğüsleri çıkmış genç kızlar” diyerek ortak görüşe dönmüş. Buna karşılık Ahmet Hulusi Hoca besbelli koca Allah’ın seks sapığı olamayacağına hükmedip tevil etmiş: “Yaşıt muhteşem eşler! (Cinsiyet kavramı olmayan şuur yapının hakikatinden gelen Esmâ özelliklerini açığa çıkaracağı muhteşem kapasiteli o boyutun özelliğiyle oluşmuş bedenler. Dişi - erkek ayrımsız! Allâhu âlem.)” Allahu âlem “Allah bilir” demek, yani cennetteki kızların memelerinin neye benzediğini biz bilemeyiz, fazla spekülasyona gerek yok demek istiyor.

Kevâ’ıb (kawâ’ib كَوَاعِبَ) sözcüğüne bakıyoruz. Çoğul bir isim, tekili ka’b. Ne demek? Yaygın ve yerleşik anlamı “topuk”, veya “ayak bileğinin yanındaki yuvarlak kemik, tarsus, aşık kemiği”. Daha genel anlamda “her türlü kemiğin yuvarlak başı”. Ayrıca “tereyağı topu”, “sıkıştırılıp top haline getirilmiş hurma”, “kamışın eklem yeri”. Genel fikir belli, top gibi kabarmak, tomurmak, tümsek etmek fikrinin türevleri hepsi.

Fiil kökü ka’aba. Bunun anlamı konusunda bellibaşlı Arapça sözlüklerin hiçbir tereddüdü yok. Sıhah, Kamus ve Tacül Arus, onlardan aktarımla Lane, sadece” genç kızın memeleri çıktı/ kabardı/ tomurdu” anlamını vermişler. Marjinal bir ikinci anlamı “kabı veya tulumu suyla doldurdu”, ki aşağı yukarı aynı şey.

Kuran metni spesifik olarak memeden mi söz ediyor? Sanmam. Tahminimce “dolgunlaşmış genç kız, ergen kız, teenager” demek istemiş.  Belki en uygun çeviri “Lolitalar” olabilir.

İkinci kelime atrâban (أَتْرَابًا), tirb sözcüğünün çoğulu, “yaşıtlar” demek. Kel alaka? Kimle yaşıt? Acaba “hepsi aynı yaşta” ya da “hep aynı yaşta kalan” anlamına geliyor olabilir mi? “Hep yaşı küçük kalan lolitalar?” Sanki tek mantıklı yorum bu gibi duruyor. Kuran yazarının naif cinsellik anlayışına uygun.

*
Asıl enteresanı, Mekke’deki meşhur tapınak olan Kâ’benin bunlarla ilişkisi. Kâbenin sonundaki –e eki, somut bir nesne adı üretmekte kullanılan dişil ism-i merre ekidir. Sözcüğün orijinal anlamı “aşık kemiği”. Bilirsiniz eskiden (çok eskiden değil, benim çocukjluğuma kadar) altı yüzlü zara benzeyen bu kemik bir tür talih oyununda kullanılırdı. Belli ki Antik çağdan beri Doğu Akdeniz kültürlerinde kullanılan altı yüzlü zar bu aşık kemiğinden evrilmiş, onun adını taşıyor. Yunanca kubos κύβος “oyun zarı” ilk kez Lokris’li Timaeos’ta geçiyor, MÖ 5. yy. Belli ki bir Sami dilinden, belki Suriye Aramicesinden aktarmışlar. Kübik, kübizm, sayıların kübünü almak, metreküp hep oradan gelme.

Memeyle alakası çok dolaylı, ana fikir “şişmek, kabarmak, tomurmak, toplaşmak, hacimlenmek”.  

50 yorum:

  1. Merhaba Sevan.

    Her şeyden önce özgürlüğüne kavuşmana sevindim. Benim de aleyhimde şu anda 19 ay ve 19 ay olmak üzere iki hakaret davasından 57. Asliye Hukuk mahkemesinden toplam 3,2 yıl hapis cezası kararı olduğu için seninle Türkiye'de buluşmamız bu iktidar ayakta olduğu sürece zor. İnşallah seninle Yunanistan veya Almanya'da bir sempozyum veya panelde karşılaşır ve bu konuları yüz yüze tartışırız. O zamana kadar, "Ateistlere 19 Soru" kitabım da yayınlanmış olacak. Böylece tartışacağımız konular sana bir gök kuşağı gibi göz kırpacak...

    Tartışma konusuna gelince.

    meTReBe kelimesi TuRaB (toprak/yer) kelimesinin kökünden türemiştir. Yere yakın, yerde sürünen anlamına gelir. Yere düşmüş, yani düşkün yoksullar için de bir tanımlama olarak kullanılır (90:16)

    KaWIba kelimesi tümsek, tomurcuk, dikkat çeken şey anlamındar. Bu yüzden Kuran'da ayak topukları için, kabe diye bilinen bina için kullanılır.

    Böyle olunca 78:33 ayeti

    "Yere yakın tomurcuklar"

    Bir önceki ayetin "Bağlar ve bahçeler"den söz ettiğini düşünürsek 78:33 ayetinin dalından yere sarkan dolgun üzümleri tarif ettiğini rahatlıkla anlayacaksın. Bu yüzden çevirimin en son tashihli nüshasında kelime çevirisi yerine anlamını yansıttım. "Sulu ve olgunlaşmış". Keşke kelime anlamıyla bıraksaydım diyorum. Çünkü buna da sulananlar çıkacaktır.

    Sünni/Şii din adamlarının ve onlara iman etmiş ateistlerin kafası böyle bir ifadeden cinsellik aramaları ve bulmaları sürpriz değil. Sanırım, hadislerine ve tefsirlerine iman ettiğin Sünni/Şii (z)alimleri izleyerek HaWaRy (Havari, sohbet arkadaşları) ile aynı kökten olan HuWR (Huri) kelimesini de cennette sevişecek kadınlar biçiminde anlıyorsundur :)

    Selam
    Şimdilik New Jersey'de yaşayan Norşinli Edip

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. '19 ay ve 19 ay' da şahaneymiş Edip Bey :D Kerametiniz mi diyelim?

      Sil
    2. http://www.turkishnews.com/tr/content/wp-content/uploads/2014/07/EDI%CC%87P-YU%CC%88KSEL-AC%CC%A7IKLAMALI-KURAN-MEALI%CC%87-E-KI%CC%87TAP.pdf

      Burada "genc ve yasit esler..." denmis. Siz bu Edip Yuksel'siniz degil mi? Fikriniz mi degisti?

      Sil
  2. "Bu ayetin çevirisi, etik olmayan ve Kur'an'ın nezihliğine yakışmayan argo bir dille; "Göğüsleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar" veya "tomurcuk göğüslü aynı yaşta genç kızlar." şeklinde yapılmaktadır. Ayet, "kevaib" ve "etrab" olmak üzere iki sözcükten oluşmaktadır. Kevaib; görkemli, yüce, değerli, yüksek gibi anlamlara gelen "ka'b" kökünden gelmektedir. Eril ve dişil cisimlerin her ikisini de kapsayan bir sözcüktür. "Etrab" sözcüğü ise, "dengi dengine, tam denk, aynı seviyede, bir seviyede" demektir. Dolayısı ile ayetin doğru çevirisi, "birbirine denk, görkemli eşler" şeklindedir."

    Kendisi memeli olarak değil, görkemli olarak çevirmiş.

    Erhan Aktaş'ın bu ayet hakkındaki notu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok zorlasanız "topuklu ayakkabı giyen ikizler" diye de çevirilebilir. Kuranı Kerimin bundan 1400 yıl önce topuklu ayakkabıyı haber vermesi ayrı bir mucize tabii.

      Sil
    2. Tvitimi çaldı "Ay yıldız timi " denilen MİT çömezleri Bağımız koptu takipçilerim sıfırnaldı. Yeniden sıfırdan başlamak zorunda kaldım. Ama zorlanmayacağım. Bir Arap olarak Kurandaki cinselliği ve bilinçaltı derin fantazisini zorlayarak ılımlaştırmak boşuna.Hesaplarımızı çalarak takipçilerimizi sıfırlamak isteyenlerin bizi bu yöne zorlaması da beyhude bir çabadır derim.Kuran'daki teşvik ve tehdit denklemi doğru kavranırsa bu ayetin teşvik kapsamında genel mantığa çok uygun oludğu görülür."Göğüsleri henüz tomurcuklanmış yaşıt kızlar." Hem kelime anlamı hemde derin mana anlamıyla en doğru çevri budur. Cevabi yorumunuzun esprisi için ise (mucize olması) gece kahkahası için yetti derim

      Sil
    3. Doğru, art niyetli olan "göğüsleri tomurcuk gibi kabarmış" diye de çevirir, "topuklu ayakkabı" diye de. Siz bu kafayla tımarhaneye de kapatılırsınız.

      Sil
    4. Sevan Bey, Sunniler bunu beğendi.

      Sil
    5. Zorlayan Sünni/Şii sex manyağı müfessirler ve onların her saçmalığına hazır atlayan SünniAteistler.

      İki kelime var ve o iki kelimenin anlamları için o kelimelerin bizzat Kuran'daki diğer ayetlerdeki kullanılışlarını verdim.

      Kuran'ın Allah kelamı olup olmadığından bağımsız, tutarlı bir metot. Bir kitabı anlamanın en temel kuralı. Wittgenstein'in vurguladığı bağlam... İddianızın saçmalığı ortaya çıkınca, bir hadis palavrası olduğu belli olunca, gerçeği kabul etmek yerine topuklamanızı yadırgadım. Selam

      Sil
    6. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    7. hocam burası ne ortam olmuş ya edip,sevan bir de mihraç ural :) ne alaka onu anlamadım bu arada sevan bey , o kadar başınıza olay geliyor hayatınız değişiyor şu islamla uğraşmaktan kendinizi alamıyorsunuz psikolojik bir şeymiş gibi geliyor bana artık acaba kafayı muhammed ile mi bozdunuz ? gerçekten psikolojik olabilir mi acaba?

      Sil
  3. enteresan aslinda diyabetin eski meal dhaa duzgundur ayetlerin geneli nazara alindiginda daha notr meal verilmistir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. hocam noktaları yanlış yere koymuşsunuz, anlayana kadar iflahım sik....!

      Sil
  4. Tomurcuk Gibi Memeler veya Yere Sarkan Tomurcuklar

    Merhaba Sevan.

    Her şeyden önce özgürlüğüne kavuşmana sevindim. Benim de aleyhimde şu anda 19 ay ve 19 ay olmak üzere iki hakaret davasından 57. Asliye Ceza mahkemesinden toplam 3,2 yıl hapis cezası kararı olduğu için seninle Türkiye'de buluşmamız bu iktidar ayakta olduğu sürece zor. İnşallah seninle Yunanistan veya Almanya'da bir sempozyum veya panelde karşılaşır ve bu konuları yüz yüze tartışırız. O zamana kadar, "Ateistlere 19 Soru" kitabım da yayınlanmış olacak. Böylece tartışacağımız konular sana bir gök kuşağı gibi göz kırpacak...

    Tartışma konusuna gelince.

    meTReBe kelimesi TuRaB (toprak/yer) kelimesinin kökünden türemiştir. Yere yakın, yerde sürünen anlamına gelir. Yere düşmüş, yani düşkün yoksullar için de bir tanımlama olarak kullanılır (90:16)

    KawaAB kelimesi tümsek, tomurcuk, dikkat çeken şey anlamındar. Bu yüzden Kuran'da ayak topukları için, KABe diye bilinen bina için kullanılır.

    Böyle olunca 78:33 ayetini şöyle anlamalıyız:

    "Yere sarkan tomurcuklar"

    Bir önceki ayetin "Bağlar ve bahçeler"den söz ettiğini düşünürsek 78:33 ayetinin dalından yere sarkan dolgun üzümleri tarif ettiğini rahatlıkla anlayabiliriz. Nitekim izleyen 78:34 ayetinde de "Dolu bardaklar" ifadesiyle birlikte değerlendirirsek üzümlerden elde edilen üzüm suyundan söz ettiğini net biçimde anlarız. Bu yüzden çevirimin en son tashihli nüshasında kelime çevirisi yerine anlamını yansıttım. "Sulu ve olgunlaşmış". Keşke kelime anlamıyla bıraksaydım diyorum. Çünkü buna da sulananlar çıkacaktır.

    Sünni/Şii din adamlarının ve onlara iman etmiş ateistlerin kafası böyle bir ifadeden cinsellik aramaları ve bulmaları sürpriz değil. Sanırım, hadislerine ve tefsirlerine iman ettiğin Sünni/Şii (z)alimleri izleyerek HaWaRy (Havari, sohbet arkadaşları) ile aynı kökten olan HuWR (Huri) kelimesini de cennette sevişecek kadınlar biçiminde anlıyorsundur. İyi fanteziler :)

    Selam
    Şimdilik New Jersey'de yaşayan Norşin'li Edip

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Edip,

      Yani diyorsun ki 1400 yıldır onca alimler, şeyhler, şıhlar, hacılar, hocalar, toplumlar, bu kitabı okuyanlar, hadis kaynakları ve peygamber döneminden beri sürüp gelen uygulama yanlış. 1400 yıldır herkes yanlış anlamış ve yanlış uygulamış. Doğrusunu bu dinin doğuşundan 1400 yıl sonra sen kalktın ve New Jersey'den buldun! Meğer Arapça'daki o kelime havariyle aynı kökten geliyormuş, öbür kelime de ''yara sarkan tomurcuk'' demekmiş!

      Anlattığına kendin inanıyor musun çok merak ediyorum.

      Sil
  5. senin gibi modelleri 1500 yıl öncesine yani peygamber zamanına mekke'ye gönderip izlemek isterdim... peygamberin de; “bak sevanım olay kısaca "CFRAC{2}{C + \CFRAC{2}{D + \CFRAC{2}{4}}} = A" şeklinde bir formülü attığını ve "ahanda sevanım gelen vahiy budur" falan dediğini... bunu yaparken de suratına bakıp çayından bir yudum aldığını düşünüyorum...

    şu anda da böyle göründüğünün bilmem farkında mısın?

    boş kalma şunu da bi çeviriver gözünü seveyim... yeni bu çocuk yeni 3-4 yüz yıl falan oldu... ingilizce hem bilirsin sen...

    "we are such stuff as dreams are made on; and our little life is rounded with a sleep."

    YanıtlaSil
  6. edip bey gibilerin çağdaş kazanımların tezahürlerini kur'anda görme hevesleri kur'anın gerçeğinden çok kendi fantastik yaklaşımlarıyla alakalı.
    kur'anın kastını moderen edinimlerle paralel bir çerçeveye çekme gayreti bir müslüman için allah'ı manipüle etmek anlamına gelir.
    mesele otantik mana ise sevan hocaefendi haklı.
    ve edip beyin cevaplayamadığı sualler; "darabe"den kasıt dövmek olaydı kadın dövmek allah'ın emri mi olacağıdı?
    onca anlam içinde moderen edinimlere uyumlu olanını seçmek cenab-ı rabbil alemin'i manipüle etmek değilse nedir?

    geçmiş olsun sevan nişanyan.

    YanıtlaSil
  7. Böyle şeyleri Allah'a yakıştıramayan modern yorumcuların bu tutumlarının ardında Hıristiyanlığın da etkisi olabilir. Bu savunmacılıklarının bir nedeni Hıristiyanların eleştirileri ise, diğer bir neden de "İlk Günah" kavramının onların da bilinçaltlarında yer bulması olabilir. Oysa İslam'ın buna Hıristiyanlık gibi bakmadığı ortadadır.
    Doğal olan da bu olmalı zaten. Burada başka hususlar doğaya aykırı ve mantıksız bulunabilir. Örneğin bu kızların özgür iradeleri meselesi: Kendi duygularıyla mı, yoksa onları erkeklerine veren Allah'ın emri ve zoru veya iradelerine müdahalesiyle mi erkeklerine aşık olacaklar?
    (Meleklerin özgür iradeleri olup olmadığı da benzer bir sorun. Eğer özgür iradeleri varsa hiç günah işlememelerinin nedeni cinsiyet ve yeme-içme gibi günaha götürebilen ihtiyaçlarının olmaması olabilir mi?)

    YanıtlaSil
  8. Sevan hocam, İslam kaynaklarına göre, ekrem resul Muhammed mi'raca çıktığı gece en son Sidret-ül Müntehâyı da aşıp Kaabe Kavseyn makamında rabbiyle buluşur. Şu verdiğim iki linke göz atın, ilkinde Arapça etimolojik çözümlemesi detaylı şekilde yapılmış:

    https://sorularlaislamiyet.com/kabe-kavseyn-ve-sidretul-munteha-ne-demektir

    http://ahmettekin.net/kabe-kavseyn-ne-demektir-,98.html

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Birisi قاب öteki كعب. Üç harfin ikisi farklı.

      Sil
    2. Dikkat etmemişim, evet.

      Sil
  9. Hem müphem ne olduğu belirsiz diyorsunuz, hem de literatürdeki çelişkiler üzerinden hoşunuza ne giderse, ona göre hüküm veriyorsunuz. Önce tırb kelimesini anlamak anlamlandırmak gerekiyor. Ne alaka deyip çöpe atıyorsunuz. Erken tefsir malzemesi aynı yaşta yaşıt olduklarına dair yorumlar getiriyor. Genel açıklama cennet ehlinin 33 yaşında olduğu. İslam evveli hıristiyan metinlerde de kabul gören bir anlayış.(http://corpuscoranicum.de/kontexte/index/sure/78/vers/33). Eğer tefsirlerde olduğu gibi ortak yaş 33 ise pek lolitalardan genç kızlardan bahsetmek mümkün olmaz. Madem şiirsellikten bahsediyoruz: Kuʾba kelimesi klasik Arap şiirinde mecazen bakire anlamında kullanılıyor. Benim yorumum (veya tahminim), herbiri aynı yaşta olan (33?) (yeni yetme genç kızlar DEĞİL) bakireler -- yani başka ayetlerde de benzer şekilde tasvir edilen cennetteki huriler.

    YanıtlaSil
  10. Hayatı fiziksel varlığı sürdürmekten ibaret gören anlayışların aşk ve cinselliği kirli görmesi, bunlara sadece üreme ve neslin devamı açısından bakması normaldir.
    Asıl "materyalizm" bu olsa gerek.

    YanıtlaSil
  11. Yere yakın tomurcuklar haa guzel yazı tebrik ederim.

    YanıtlaSil
  12. Kaabe'nin şekline bakıldığında kübe yakın dikdörtgen prizması olduğu görülecektir fakat esasında Kaabe'nin şekli daha farklıdır. Hatîm denen kısım orijinalinde Kaabe'nin içinde olmasına rağmen bugün dışında bırakılmıştır https://en.wikipedia.org/wiki/Hajr_Ismail Eğer bu kısım Kaabe'ye ilave edilirse, Kaabe kübik görünümden çıkar. Ayrıca üstünün düz olması da şart değildir. Yunan mimar Barkom Kaabe yeniden inşa edilirken Kureyş'e üstünü tonoz şeklinde örtmeyi teklif eder, fakat Kureyşliler "eskisi gibi düz olsun" derler.

    YanıtlaSil
  13. Peki Sevan hocam, KUPA ve hatta Türkçe Kap kelimelerinin Hind-Avrupa dillerinden geldiği dikkate alınırsa http://etymonline.com/index.php?allowed_in_frame=0&search=Cup , Küp kelimesini aslı için de böyle bir şey düşünülemez mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim de aklıma italyanca "cupola"- "kubbe" kelimesi gelmişti. Meme şeklinde ama kutu veya zar veya küp ile geometrik bir benzerliği yok. Fakat Nişanyan'ın açıkladığı şekilde tümsek, çıkıntı, tomurcuk anlamına birebir uymakta.

      Sil
    2. Aynı şekilde, juiflerin, kal'da taktıkları takke "kipa" da galiba aynı kökten memeden geliyor. Acaba, fransızca "képi" -kep türü şapka da aynı kökten mi yoksa "capo" -baş, kafa'dan mı geliyor karar veremedim.

      Sil
  14. Kabe'den söz etmişken, inşasını İbrahim'e dayandıran gelenek Kuran ve Muhammed ile başlamadıysa Araplarda ne zaman ortaya çıkmış olabilir? Putperest Arapların putları yasaklayan Yahudi-Hıristiyan geleneğinin bir figürü olan İbrahim'i ata olarak benimseleri nasıl mümkün olabilir? Daha doğrusu bütün Araplar değil de Kureyş ve akrabası kabileler (bunlara sonradan Araplaşmış anlamında "müsta'rib" deniyormuş galiba) soylarını İbrahim'e dayandırıyorlar yanılmıyorsam. Bedevi kabileler Yahudi-Hıristiyan kültürünün etkisinden uzak saf Araplar iken Mekke, Taif gibi daha medeni yerlerde yaşayanlar bu kültürlerden etkilenmiş olabilirler. Bunun dışında Arap yarımadasının kuzey ucunda Hıristiyan Arap kabileleri, Gassani ve Lahmi krallıkları da vardı ama burada sözkonusu olan yarımadadaki "kitapsız" Araplardır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İslami rivayetlerde bu İbrahim'den daha da geriye gidiyor. Adem'in yaşadığı devirde şimdiki Kaabe'nin yerinde, yerden çıkıp göğe doğru uzanan nurdan bir büyük sütun olduğu, Adem'in oğlu Şis'in zamanında ise kaybolduğu gorüşü kitaplarda var.

      Sil
    2. "Böylece (içinden çıktığı) Yahudi ve Hıristiyan yumurtasının kabuklarını büyük bir gayretle kırmak suretile İslâmı müstakil hale getirirken, onu aynı zamanda müsbet mânada Araplığa yaklaştırdı. O zaten kendisini evvelden beri daima, Tevrat ve İncil'de de mevcut olan vahyi ilâhiyi Arap dilinde telâkki ve neşreden, hususî olarak Araplara gönderilmiş bir Peygamber addetmekte idi. Görünüşe göre o, hiçbir zaman Mekke'deki Kâbe ve Kâbe'nin tanrısına karşı tabiî sempatisini inkâr etmemiştir. Fakat o şimdi, şeraitin sevkı ile, bu istikamette çok daha kesin bir adım attı. Kıbleyi değiştirdi, namaz esnasında yüzü artık Kudüs'e değil Mekke'ye döndürmeyi emretti. Mekke, Kudüs'ün yerine, hakikî mukaddes mahal, Allah'ın kâinattaki asıl yeri ilan olundu. Kâbe'ye hac ve hattâ Haceri esved'in öpülmesi kabul edildi, bir müşrik ibadet merkezi, halka mal olmuş bir müşrik bayramı İslâm'a kabul edilmiş oldu. Bunu müdafaa için mutad olduğu üzere tarihten istiane olundu. Mukaddes mahal ve Mekke ibadeti önceleri monoteist ve İbrahim tarafından tesis edilmiş, ancak sonraları tereddi ederek müşrik olmuş imiş. İman'ın babası İbrahim Yahudilerden alınarak İslâm öncesi bir Arap İslâmı'nın kurucusu haline getirildi ve Mekke bu İslâm öncesi İslâm'ın merkezi addolundu. Bu suretle İslâm Yahudilikten kesin olarak ayrılmış ve millî-Arap dinine inkılâb etmiş oluyordu."
      Julius Wellhausen / Arap Devleti Ve Sukutu

      Sil
  15. Hazır Heredot konusu yakalamış iken acaba Heredot'un Mısır günlüklerindeki organik detayları ve günlük hayatı anlatan yorumlarını paylaşan olurmu ?

    YanıtlaSil
  16. yazi arsivinizi indirdimde orada islamin faydalari diye bir yaziniz vardi. yazinizda al-kuhl kelimesinin arapça sürmekten geldiğini ama ne sebepten bu adı verildiğini bilmediğinizi soylemiştiniz. Muhtemelen alkolün icad edilme sebebi bildigimiz anlamda içmek için değil ozaman yaraların tedavisinde bir nevi antiseptik görevi görmesi ve sürülerek kullanilmasiydi. bu yüzden al-kuhl denmis olabilir. saygilarimla.

    YanıtlaSil
  17. Eğer bütün bu organize dinlerin, inançların, bunların spekülatif yorumlarının ötesinde, her şeyin üstünde bir tanrı veya yaratıcıdan söz ediyorsak, ki bunlar bir yaratıcının zorunlu sonucu sayılamaz zaten, bizim dünyamızdaki "lolita"lar, ve sevilecek, tapılacak bütün kadın ve kızlar, onun - eğer varsa - bir kanıtı olmaz mı? Böyle tapılacak varlıklar yaratmak bir yaratıcının en büyük kanıtlarından sayılmalıdır. Evrim yoluyla yaratması da buna ters düşmez, hatta aksine, kuşaklar ilerledikçe böyle kızlar giderek daha tapılası hale gelmekte sanki.

    YanıtlaSil
  18. Akıl sahipleri için Konuyla ilgili Ekşi'de yazılmış güzel bir entry var: https://eksisozluk.com/entry/69240961

    YanıtlaSil
  19. hayatı "o kelime aslında şu demektir" seviyesinde anlamlandırmak ergenlik dönemi işi.
    hayatın anlamlandırılması işini buraya sıkıştırmak, eylemlerini akşam gelince kemiklerini kıracak bir baba korkusuyla şekillendiren ergen toplumların işidir.
    bu ergenlik hali kulaktan duymayla, kitaptan okumayla aşılacak bir merhale değil,
    zaman ergen toplumlara ergenliğini geride bırakacak kadar acımasız davrandığında toplum artık istese de o hale dönemez.
    sürece katkı bu gibi bilgileri günışığına çıkarmakla mümkündür.
    mevla görelim neyler...

    YanıtlaSil
  20. kevaib ve etrab ifadeleri Kuran dışında eski Arap şiirinde de sık sık kullanılan ifadelerdir.Özellikle İmruul Kays'ın çapkınlıklarını tasvir ettiği şiirlerinde dikkat çeker. Kevaib kelimesini gögüsleri tomurcuklanmıştan ziyade göğüsleri kabarmış kızlar olarak çevirmek daha uygundur.Nitekim Louis Maracci (ö. 1700) Latince Kuran çevirisinde "praeditae uberibus turgidis" şeklinde çevirmiş.Türkçe yazılan Kuran mealleri Türkçe ve Arapça'nın sürekli ilişkisi ve Türkçede oluşan anlam kaymaları sebebiyle süregelen ve tekrarlanan bir çok yanlış çeviri içermektedir.Ancak şunu da bilmek gerekir ki Arapça'da bir çok sıfat isim yerine de kullanılır ve kelime bir kadın veya erkek için çok detaylı bir niteliğe işaret edebilir.Bunu başka bir dile çevirdiğinizde o edebi nüans kaybolur ve kulağa hoş gelmeyebilir.Örneğin Türkçede hasta kelimesi sıfattır ama isim olarak da kullanılır. Etrab kelimesine gelince her biri aynı yaşta olanlar demektir ki hepsi aynı yaşta olan genç kızların arasında bulunmanın erkeklerin tercih ettiği ve sevdiği bir durum olduğu bilinir.Eski Arpa şiirini biraz okuyan bir kişi Kurandaki bu ifadeleri çok yadırgamaz, tersine bunun edebi bir betimleme içerdiğini daha iyi fark eder.

    YanıtlaSil
  21. Yeşil kumaş pantolon,yarım ütülü ve desenli gömlek,kahverengi kemer, siyah kundura ayakkabı,
    Ağzın dan düşürmediği bozkır lisanı olan dacik dili,bölgesine göre değişen Ne örüyon,neydisen,neydeyisun c ve ç gırtlağı türkçesi,küçük primat beyninde tomurcuk memelerin hayali ve düşü ile selam olsun o turnaya menata uzza ya lata der gibi,çöldeki baş puta ve küp şeklindeki kara malikanesine tapınma ritüelleri.
    Bunları gördükçe ölesim geliyor sizin de öylemi Sevan bey


    Not; bu çomarların avukat,doktor,belediye bakanı olanları sürüsüyle ibadullah bolca mevcuttur.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sınıfsal nefret var bu notta. Sınıfsal nefretin bu denli açıkça ifade edilmesi benim hoşuma gitmiyor.

      Herhangi bir sınıf veya zümreyi (Yahudiler, Kürtler, burjuvalar, snoblar, Ivy League öğrencileri, çakma sarışın Alsancak bayanları, Silicon Valley geekleri...) aynı üslupla aşağılamak mümkün. Çok kolay.

      Sil
    2. yeşil kumaş pantolonun nesi var aagedeş?
      ege şivesiyle yazdım ki okunmaya değer bulunayım.
      bizdeki bu eğitimli kibri de türk filmlerinde hademe annesinden utanan liseli kızların kibri gibi laylon bir özentiden ibaret.
      sebep yok, sonuç yok, sosyoloji yok, psikoloji yok...
      ne var peki? nefret etmek, gördükçe tiskinmek, ölesi gelmek, çomar bellemek, istihza sınırlarını zorlamak...
      hey maşallah!

      Sil
    3. Bunların hepsi geçim, iş, ticaret. Hakiki ve soyut bir Allah karın doyurmuyor.

      Mekke putlu ya da putsuz bir Kâbe ve Mescid-i Haram olmadan nasıl geçinir?

      İlk dört halifeden sonra başkent olmaktan çıkan Medine Mescid-i Nebi olmadan nasıl geçinir?

      Necef ve Kerbelâ Ali ve Hüseyin türbeleri olmadan nasıl geçinir?

      Karmatîlerin Kâbe'yi basıp Hacerü'l-Esved'i götürmeleri, Vehhabîler'in Kerbelâ'yı basıp Hüseyin'in türbesini yağmalamaları uzun vadede bir şey değiştirdi mi?

      Sil
    4. Turkler kirsali terkedip sehirlere gocettiler, ne var ki 100 yildir bir turlu sehirlilesemediler. Sehirlerde koylu gibi yasama israrindan inatla vazgecmediler, onun icin sehir merkezleri de plansiz boktan. Butun Ortadogu halklarinin asil problemi budur aslinda.

      Sil
    5. "Sınıfsal nefret"ten söz etmişken, Garbis Altınoğlu son yazısında (Ulusal Sorunumuz ve Alaturka Enternasyonalizmimiz / 16 Ağustos 2017) Lenin'den bir alıntı yaparak şöyle yazmış;

      “PSP (Polonya Sosyalist Partisi- G. A.), ulusal sorunun, ‘biz’ (Polonyalılar) ve ‘onlar’ (Ruslar, Almanlar, vb.) karşıtlığına öncelik verirler. Oysa sosyal-demokrat, ‘biz’ proleterler ve ‘onlar’ burjuvazi karşıtlığına öncelik verir.” (aynı yerde, s. 21) Başta Kürt ulusal hareketi gelmek üzere Türkiye'deki ve diğer bazı Ortadoğu ülkelerindeki ezilen ulus hareketlerinin ve onların izleyici ve sempatizanlarının tutumu da aynıdır. Onlar da, ‘biz’ proleterler ve ‘onlar’ burjuvazi karşıtlığına DEĞİL, ‘biz’ (Kürtler, Ermeniler, Süryaniler vb.) ve ‘onlar’ (Türkler, Araplar, Farslar vb.) karşıtlığına öncelik veriyorlar.
      ...
      Bu noktada dönüp dolaşıp ezilen ulus milliyetçiliği ile ezen ulus milliyetçiliğinin çok önemli bir ORTAK noktasına geliyoruz: Her ikisi de ulusun farklı ve hatta çıkarları birbirine KARŞIT sınıflardan, yani sömürülen sınıflarla (proletarya vb.) ve sömüren sınıflardan (burjuvazi vb.) oluşan toplumsal varlıklar olduğu gerçeğinin açık ya da üstü örtülü bir biçimde yadsınması. Yani, Kemalizmin Türkiye toplumu için öne sürdüğü “imtiyazsız sınıfsız kaynaşmış bir kütle” formülasyonu üzerinde düşünce birliği.

      Sil
    6. Kuran'ın (Onlara Allah'ın indirdiğine uyun dendiğinde, "Biz babalarımızı bu yolda bulduk ve onların izinden gidiyoruz" derler) ayetlerine gönderme yapan bir paylaşım;
      https://www.google.com/search?biw=1366&bih=662&tbm=isch&sa=1&q=%22genuineagnostik%22&oq=%22genuineagnostik%22&gs_l=psy-ab.3...2166.4575.0.4832.3.2.1.0.0.0.188.349.0j2.2.0....0...1.1.64.psy-ab..0.0.0.kWWfD1YQNxA#imgrc=MFONbxh0_oFayM:
      "Biz babalarımızı Suudi ülkesindeki bu taşın etrafında 7 kere dönerken bulduk ve onların izinden gidiyoruz"
      إنا وجدنا آباءنا يدورون 7 مرات حول هذه الحجارة في السعودية, وإنا على آثارهم مقتدون

      Sil
    7. Garbis Altınoğlu hakkınızda şunları yazmış bu arada Sevan bey (Bir Sevan Nişanyan Tartışması / 6 Ağustos 2017)
      ...Sevan'ı “karşı-devrimci” olarak nitelemeye gelince... Bunun, Sevan'ın halihazırdaki konumuna uygun bir niteleme olmadığı ortada. 15 Temmuz'da kaleme aldığım “Sevan'ın ilericiliği ve liberalizmi” başlıklı yazımda bu konuda şunları söylemiştim:
      “Liberalizm Avrupa'da Aydınlanma döneminde bazı düşünürlerin mutlak monarşiye, Kilise'ye ve genel olarak muhafazakarlığa karşı geliştirdikleri bir akımdı. Bu akımın maddi temeli; birkaç yüzyıldır gelişmekte olan kapitalizmin ve burjuvazinin çıkarlarının korunmasıydı, ki bu pratikte kişisel özgürlüklerin ve özellikle de üretim araçlarının özel mülkiyetinin ve parasal servetlerin devletin tasallutu ve keyfi el koymalarından korunması biçimini alıyordu... Liberalizm kapitalizmin; tekelci, emperyalist evresine girmesi ve özellikle 20. yüzyılın başlarından itibaren devrimler çağının açılmasıyla birlikte gericileşmeye başladı. Özellikle emperyalist ülkelerde böyle oldu bu. Bugün liberalizmin esas olarak gerici ve anti-komünist bir nitelik taşıdığını söyleyebiliriz.
      “Fakat Türkiye gibi devletin, şovenizmin, militarizmin ve dinsel gericiliğin etki ve nüfuzunun çok güçlü olduğu yerlerde liberalizm gene de belli bir ilerici rol oynar ve oynamaktadır da... Zaten sosyalizme karşı olduğunu saklamayan ve aslında kapitalizmi savunan Sevan'ın ilericiliği de bu çerçeve ve sınırlar içinde bir anlam taşır.”
      “Sevan'ın siyasal duruşu genel olarak 'liberal gerici' olarak nitelendirilebilir. Ancak onun; siyasal İslama ve Türk şovenizmine ve faşizmine karşı tavır aldığını da görmezden gelemeyiz. Onun hem mimarlık, etimoloji vb. alanındaki başarıları gözardı edilemez, hem de geleceğin devrimci Türkiyesi böylesi yetkin burjuva aydınlarının zekasından yararlanmak zorundadır. (Tabii bu süreçte Sevan iyice gericileşmez ve açıkça devrim düşmanı bir çizgiye evrilmezse) ”
      Türkiye'nin, zihin dünyası Ermeni, Rum, Kürt vb. düşmanlığıyla sakatlanmış yağmacı, çapulcu ve militarist kafalı burjuvazisi ve onun en son ve en rezil temsilcisi olan AKP faşizmi, Şirince'de yapılan güzel şeyleri yıkmaktan ve orayı sözcüğün gerçek anlamında bir “Çirkince”ye dönüştürmek için elinden geleni yapacaktır. Ama modern bir burjuva devleti asla böyle davranmaz ve Sevan gibi zeki, yaratıcı ve girişken bir aydını el üstünde tutar, onurlandırır ve dehasını konuşturmak için ona her türlü olanağı sunardı. Kendisine devrimci adını layık bulanlar herhalde, modern burjuvazinin gerisine, hem de çok gerisine düşmemelidirler.

      Sil
    8. Bir linkte şu bilgiler vardı: "Karmatîlerin iki numaralı adamı Ebu Tahir'in en dikkat çekici hareketi, Hacerü'l-Esved'i yerinden söküp Lahsâ'ya götürmesiyle sonuçlanan ünlü Kâbe baskınıdır. Kâbe'de toplanan pek çok hacı adayı kılıçtan geçirildi. Kâbe'nin örtüsü yırtıldı. Zemzem kuyusu tahrip edildi ve Hacerü'l-Esved sökülüp götürüldü. Hacerü'l-Esved, sökülüşünden tam yirmi iki yıl sonra Fâtımî halifesi el-Mehdî'nin emriyle H. 339'da tekrar yerine kondu."
      Ebu Tahir'in söylediği ünlü dörtlük: "Eğer bu (Beytullah) rabbimizin evi olsaydı, kuşkusuz gökten üstümüze ateş yağardı. Biz cahiliye haccı yapmaktayız. Gerçek şu ki, Arşın rabbi olan Allah ne ev edinir, ne de sığınak"
      Bir yerde aslı yazıyordu, galiba son beyit dışında: "Lev kâne hâze'l-beytullâhi rabbenâ / Lesabbe aleyne'n-nâr min fevkunâ sabben / Lienne'l-haccecnâ haccete'l-câhiliyye"
      Arapça bir linkten de şu cümleleri okuyabildim: "Ve yestehziu bi'l-ahyâi ve yekûlü: Eyne't-tayrü'l-ebâbîl? Eyne'l-hicâretun min siccîl?"
      Çevirisi şöyle olmalı: "Alay etmiş ve demiş: Nerede sürü sürü kuşlar (Tayran Ebâbîl) ? Nerede çamurdan taşlar (Hicâretin min Siccîl) ?" Fil suresine gönderme yapmış.

      Sil
    9. "Turkler kirsali terkedip sehirlere gocettiler, ne var ki 100 yildir bir turlu sehirlilesemediler. Sehirlerde koylu gibi yasama israrindan inatla vazgecmediler, onun icin sehir merkezleri de plansiz boktan."

      Ekşi Sözlük'te okuduğum bir entry geldi aklıma:

      türkiye'de kaliteli striptiz club olmaması

      "cumhurbaşkanı erdoğan, konuşmasında ülkemizin kanayan en büyük yarası olan striptiz klüplerine değindi."

      ahahaahahahahahah lan düşünmesi bile komik.

      https://eksisozluk.com/entry/70230818

      Sil
  22. "topuklu ayakkabı" diye çevirmek ilginç geldi bana da. Topuk sadece insanda var. Dik durmamızı ve iki ayakla yürümemizi sağlar. Aşil topuğu insanın zayıf ve güçlü yanını sergiler. Topuk bütün toplumlarda üzerinde durulan bir metafor. Bu durumda insan topuğu-aşık kemiği her insanda benzer işlevle var. Yazıda 'KaWIba kelimesi tümsek, tomurcuk, dikkat çeken şey anlamında. Bu yüzden Kuran'da ayak topukları için, kabe diye bilinen bina için kullanılır.' Bundan cesaretle ben de 'Topukları üzerinde yükselen' anlamı vereyim de konu tam ilginç olsun.

    YanıtlaSil