18 Mayıs 2017 Perşembe

Neden Herkes Küfrediyor

Yüzüne baktığın insanın nerede kızdığını, neyi söylersem dayak yiyeceğini az çok kestirebilirsin. O disiplinden hazırlıksız azat edilen insanın bir müddet saçmalamasını çok görmemek lazım.

İki ayrı problem var, biri Türkiye’ye özgür, öbürü dünyanın konusu.

Türkiye’deki malum, isim telaffuz etmeye gerek yok. Kaba bir tehdit ve aşağılama dili, korkunç haykırışlar ve kan dondurucu terbiyesizlikler eşliğinde, günlük bir diyet halinde yıllardan beri televizyonlardan toplumun üstüne boca ediliyor. İki saat konuşup hiç kimse ve hiçbir şey hakkında iyi bir söz söylememek gücün gereği sayılıyor. Vatandaşın bundan etkilenmemesini bekleyemeyiz. Bir yerden sonra milli spor haline gelecektir. En şoke edici küfrü, en ürkütücü tehdidi düşünüp dile getirmek bir zekâ ve beceri belirtisi olarak algılanacaktır. Hayret edecek bir şey yok, normal.

Dünyadaki problem sosyal medya. Eskiden kamuya hitap etme şansı olmayan yüz milyonlarca insan şimdi aniden fikir meydanına döküldü. Eskiden yüz yüze ilişkilerin disipliniyle sınırlıydılar. Yüzüne baktığın insanın nerede kızdığını, neyi söylersem dayak yiyeceğini az çok kestirebilirsin. O disiplinden hazırlıksız azat edilen insanın bir müddet saçmalamasını çok görmemek lazım.

Kamuya – yani yüzünü görmediğin ve adını bilmediğin insanlara – hitap etmenin de bir disiplini vardır. Onun mekanizmaları farklıdır; yüzyılların tecrübesiyle bir dizi kamusal çerçeve oluşturulmuştur. Neyin nerede nasıl söyleneceği önce okulda, sonra dernekte, camide, yayınevinde, gazete yazı işlerinde öğretirler. Yanlış yaparsan yerine göre kaş göz ile, yerine göre tekme ve tokatla hatırlatırlar. Hayatında yayınlanacak yazı – makale, kitap, haber, reklam metni, beyanname, iddianame, sağlık raporu – yazmışsan, ya da radyo ve televizyonda konuşmuşsan bilirsin. Farkına bile varmayacak ölçüde içselleştirmiş olursun. Bir feedback loop’u* olmayan iletişim olmaz.

O yüzden sosyal medyanın bugün içine düşmüş olduğu anarşiyi bir geçiş dönemi olarak görmek lazım. Yüz milyonlarca insan birden bire bilmedikleri bir alana savruldular. İletişimi keşfedinceye kadar bir müddet hırıltı ile havlama arası sesler** çıkarmaları çok da yadırganacak bir şey değil; insanîdir. Mutlaka birtakım normlar oluşacaktır. Ama o güne dek kolektif öfke nereye kadar birikir, biriken öfke hangi global patlamalara yol açar, onu henüz bilmek mümkün değil.

Türkiye’deki hadise de aynı şeyin bir başka düzlemdeki paraleli midir? Evvelce kamu ile muhatap olmamış, aile-mahalle-kahvehane çemberinin dışına çıkmamış olan milyonlar, sembolik bir sözcü vasıtasıyla da olsa kamusal arenaya çıkıyorlar, iletişiyorum zannederken hırlamalarının sebebi acaba o mudur? Frankenştayn canavarının ilk iniltilileri midir duyduğumuz sesler? Zamanla alışırlar mı insan gibi konuşmaya?

Belki. Muhtemeldir. Tarihte ne barbarlar adam olmuş, bunlar neden olmasın, yeterli süre tanırsan.

*Geri besleme döngüsü imiş, pardon.
**Bkz. bu blogda Ahmet Altan yazısına gelen yorumlar.


9 yorum:

  1. yazının etiketlerinden birinin RTE olması çok hoş olmuş.
    bazı dallar sağ olsun akademi, kavram çöplüğünden geçilmiyor. işin kötü tarafı onlar da yarım yamalak herkese ulaşır oldu. insanlarda artık bunların etkisiyle mi; eğitimin, akademinin pozitif bilimlerin tekelinden kaymasından mı; post- modern zırvalıkların alıcı bulmasından mı bilmiyorum ama bir bocalama yaşadığını düşünüyorum. son derece iddialı, irrasyonel, saldırgan bir kitle var. kimse cehalet ve saldırganlığın böyle bir çağda bu kadar cesur olacağını tahmin edemezdi.
    keşke daha çok yazsanız.

    YanıtlaSil
  2. "Bakınız" denilene baktım. Üzerine entari yazılacak kadar sıra dişi değiller. Ve genelde bu blogdaki yorumları oldukça seviyeli, keyifli buluyorum. Belki yazar başka ortamlara alışık olduğu içindir -- bu alemin raconu biraz böyle. Belki de Altan'a söylenenleri kendisine söylenmiş gibi okuduğundandir -- ki bir ahenki var durumlarının, duruşlarının. İkisi de biraz sitem işitmeyi hak ediyor. Yazdıkları verilen oylarda belirleyici olmadı ama Batı'nın aymasının yillarca gecikmesinde çok daha etkindiler.
    Son birkaç gündür Aslanlı Yol'u okudum ikinci kere. Utah dağlarında bir kamp ateşinin yanında, elimde kadehim, keyifle. Bu özgürlüğü elinden alanın kimler olacağını bilseydi de öyle yazar miydi diye düşündüm. "Tabii, fazlasıyla hatta!" der ama yapar miydi? Ben de böyle bir ufaktan laf atmış olayım.

    YanıtlaSil
  3. İnternette şiddet uygulamak için edilen küfür var, kullanılan ahlaksız bir dil var, bir de tabuları kırmak, argümanı desteklemek için kullanılan bir dil ve küfür. Mesela Jimmy Carr'ın izleyicilerine karşı kullandığı dil, ne kadar ağır da olsa, beni rahatsız etmiyor. İnternette de bunu görüyoruz. Bir yanda, cum, swallow, blowjob ve your mom memeleri gülümsetirken diğer yanda şiddet gösterme amaçlı edilen küfürler . Sadece küfürü şiddet için kullanmama alışkanlığı edinseler yeter fakat bu yüzyüze tartışmalar kadar olmayacaktır. Çünkü aynı ad hominem gibi, tartışmadan kaçıp, karşı tarafın argümanını bastırmakta küfür işe yarıyor. Yüzyüze tartışmalarda olduğu gibi sorumluluk ve cezalandırma da olmadığından, internette insanlar buna başvuracaklardır. Ancak bilinçli tarafta, bunlarla baş etme yöntemleri gelişmeye başlar. Nasıl ad hominem'den tartışmayı alıp, tekrar argümana çeviriyoruz. Ayrıca; bir toplumda suç oranı ne kadar azsa, internet ortamında şiddet odaklı küfürler de azalıyor sanırım zaten. Korece internet ortamında, Türkçe kadar şiddet gösterimi küfür yok mesela. İnsanlar online ortamda da düzeni koruma refleksi güdüyorlar. Televizyonlarda "yüzyüzeyken kullanmayacağınız sözcükleri, internette kullanmayın" şeklinde, toplumu bilinçlendirme reklamları dönüyor. Türkiye'de çocukluktan itibaren alınan öğretiler şiddet ekseninden çıkarsa bir düzelme olabilir. Küfürden ziyade yanlış bilgilerin ve zararlı fikirlerin yayılması asıl sorun bence. Amerikalı birçok entelektüelin de, liberter toplumdan ortaya çıkmış, iletişim teknolojilerinin illiberal ve gelişmemiş toplumlarda, bağışıklık bulunmadığı için zararlı etkileri olacağı şeklinde bir iddiaları var. İnternet ortamında yayılan, radikal İslamist fikirleri benimseyip, Lone Wolf şeklinde saldırıya geçenler var ya. Türkiye'de de, hobi, seks, müzik vs. gibi aksiyonlar içerisinde giremeyip yaşama anlam katma boşluğunu giderememiş yığınla insan var. Bu nedenle keyboard warrior çok zaten.

    YanıtlaSil
  4. Sevgili Nişanyan, o sözünü ettiğniz "adam olmuş barbarlar", kendi tarihini oluşturmanın mümkün olduğu bir dönemin ürünüydüler. Artık her şey eş zamanlı ve aynı anda yaşanıyor ve tarih sizin "adam" olmanızı bekleyecek özerk bir zaman aralığı sunmuyor. Bu nedenle, muhtemelen adam değil, yok olacaklar!

    YanıtlaSil
  5. Internette bütün yorumları okumaya gayret ediyorum, en galiz küfürler Türklerde. Anglo-Saxon zevatta da bazen sert tartışmalar gözlüyorum fakat fazla küfür yok, tehdit hiç yok. Türkler yalnız sövmeyle kalsa gene iyi, son zamanlarda dikkat ediyorum çok ciddi şahsa yönelik öldürme tehditleri var.

    YanıtlaSil
  6. Ahmet Altan ile ilgili yazıya yapılan yorumlarda küfürden ziyade oh olsun tavrı mevcut. Eee, olacak tabii. Ama senin cevabın ne olmuş? "Köpek havlamaları." Sen terbiyesiz bir adamsın Sevan Nisanyan katıldığın bir kaç program videolarında çok açık görülüyor. Burada da dahi olduguna yönelik komik zannından besleniyorsun. Ama Murat Bardakçı ile birkaç sohbetinden görülebilir ki ciddi iş yapan adamlarin yaninda süt dökmüş kedi gibisin. İnşallah hızla hapisten çıkar ve Celâl Şengör hocanın huzuruna kabul edilirsin. Acaba ağzını acabilecek mecalin olacak mı görürüz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Peki sizler mağdur olduğunuzda da birileri

      Oh olsun! Çünkü Ahmet Altan'a "Oh olsun!" demişlerdi

      dediğinde ne diyebilirsiniz?

      Sil
  7. yorum gerçekten mi yok? inanasım gelmez, denerim.

    YanıtlaSil
  8. Ben de buraya yorum yazmıştım. N'oldu, yalan oldu. Ondan sonra, "millet niye sövüyor?!" Söver tabii :)

    YanıtlaSil