30 Aralık 2012 Pazar

Bulandan korkacaksın

Hoca Rahmetullah:Govinda, Siddhartha’nın gözlerindeki huzuru fark etmişti çoktan. “Anlıyorum ki, bulmuşsun Siddhartha” dedi. “Ama ben, hâlâ arıyorum dostum.”

O sihirli cümleye gelmiştik. Siddhartha, arkadaşına gözlerinin içi gülerek, şefkatle baktı. “Biliyorum” dedi. “Aramışsın, o kadar aramışsın ki, bulmaya vaktin olmamış.”

Sevan-ı Tilmiz: Aramak daha zevkli. Bulunca ne olacak ki? Hayat boyu salak salak gülümsemiş, yatmış, oturmuş, şişmanlamış.

Hoca: Birden haklı göründün gözüme!

Sevan: Bulandan korkacaksın. Acımasız olur. Şüphe tanımaz. Yanlış yapanı cehenneme göndermekte tereddüt etmez.

Hoca: Buna inanıyorsan sen de tehlikelisin.

Sevan: Arayıp bulan yarı-kötüdür; çünkü arama sürecinin yaralarını ruhunda taşır. Aslında bulamadığını bilir. Aramaktan yorulduğu için “buldum” der.

Başkasının bulduğuyla beslenen en kötüsüdür. Tarihteki bütün kötülükleri onlar yapmıştır.

Onun için “aradım ve buldum” diyen adamı derhal ve törenle çarmıha gereceksin. Kendi zararsız olabilir belki, ama müritleri şeytanın yeryüzündeki temsilcisi olacaktır.

24 Aralık 2012 Pazartesi

Tahrif etmişler güzelim Kitabı


İsa’nın hayatı ve öğretisine dair eldeki en eski metin, Markos’un muhtemelen 65 yılı dolayında yazdığı anlatıdır. Bundan yaklaşık on yıl sonra yine müritlerden Mattheos ve Lukas birer yaşam öyküsü kaleme alırlar. 100-115 yılları arasında Yohannes adlı birine ait dördüncü anlatı (muhtemelen Efes’te) ortaya çıkar. O tarihlerde buna benzer çok sayıda başka anlatı bulunduğu malumdur. Ancak 2. yüzyıl ortalarına doğru bu dört metin genel kabul görür. En geç 189 yılında bu dördü, Kutsal Kitap (Biblion/Bible) adı verilen derlemeye dahil edilirler.

Dört anlatının her birine, Yunanca “iyi havadis, müjde” anlamına gelen euangêlion adı verilmiştir. Latincesi evangelium, Süryanicesi î ile ewangîliyûn’dur. İngilizce gospel de aynı şekilde “iyi havadis” anlamına gelir. Arapça ve Habeşçede ortak olan incîl biçiminin, Muhammed’den bir hayli zaman önce Süryaniceden adapte edildiğini varsayabiliriz. Süryanice /g/ sesinin Arapça ve Habeşçe /c/ye dönüşmesi standarttır. +ion ekinin düşmesinde de sürpriz yoktur. Dolayısıyla /ewancîl/ ara-biçimini varsayabiliriz. Ancak ilk hecenin nasıl değiştiğine dair tatminkâr bir açıklama bulamadım.

Görüldüğü gibi İncil adı verilen bu metinler, biçim ve statü itibariyle Kuran’ın değil, siret ve hadisin eşdeğeridir. [Nitekim Arapça hadîs حديث “haber” demektir; angêlion muadilidir.]  Eldeki anlatımların hiç birinde, İsa’nın kitap yazdığına yahut kendisine bir kitap “indirildiğine” dair bir ibare veya ipucu bulunmaz. Müritlerinin aktardığı İsa meseller anlatır, kendisine sorulan soruları cevaplandırır, bir veya birkaç defa da kalabalıklara vaaz verir. Sözel üretimi bundan ibarettir.

Hıristiyanların Kutsal Kitap saydığı metin, toplam 120 sayfa kadar tutan bu dört incilden ibaret değildir. İsa’nın öğretisini içeren Yeni Ahit, bunlara ek olarak, Havarilerin İşleri adlı kronolojik anlatıyı, havarilerden beşinin çeşitli Hıristiyan cemaatlerine ve cemaat önderlerine hitaben yazdığı ileri sürülen 21 mektubu, ve nihayet, bir başka Yohannes’in kıyamet gününe dair vizyonunu içerir. İsa’nın ölümünden 120 ila 150 yıl sonra son şeklini almıştır. Toplam 27 metindir. İnciller bunların dördüdür.

*
Kuran’da İncil sözcüğünün zikredildiği 12 yerin birçoğunda bunun (Tevrat’la beraber) “indirildiği” ya da “verildiği” yazılıdır. Hadîd 27’de Meryemoğlu İsa’ya İncil’in “verildiği” özellikle belirtilir. Meryem 30’da, Meryem’in sabi oğlu konuşarak “Allah bana kitap verdi ve beni nebi kıldı” der. Demek ki İsa’nın kitabı kendisine çocuk yaştayken “verilmiştir”.

Bu durumda iki ihtimalden birini seçmek zorundayız,

1) Kuran, bize ve erken dönem Hıristiyanlarına malum olmayan bazı bilgi kaynaklarına sahiptir; veya,

2) Kuran yazarı “İncil” adını verdiği kitap hakkında yeterli bilgi sahibi değildir. Hıristiyanların bu isimde bir kutsal kitaba inandıklarını ve bu kitabın havariler tarafından yazılmayıp bizzat İsa’ya “verildiğini” sanmaktadır. Kitabı okumamış ve muhtemelen hiç görmemiştir. Konu hakkındaki bilgisi kulaktan dolma ve üstünkörüdür.

Birinci ihtimal zayıftır. İsa şayet bir “kitap” yazmış veya edinmiş ise, Hıristiyanların bunu unutması veya inkâr etmesi için makul bir sebep olamaz. Faraza bazı kötü niyetli kişiler tahrifata girişmiş olsa da, muharref olan kitabı İsa’ya mal etmek isteyecekleri şüphesizdir. İsa’nın ölümünden hemen sonra yoğun tartışmalara dalan Hıristiyan liderleri arasında hiç olmazsa bazılarının, tahrif edilen kitap(lar) yerine “aslını” ileri sürmeleri, en azından bunun sözünü etmeleri beklenir. Oysa böyle bir iddia duyulmamıştır.

Dolayısıyla, ikinci ihtimalin daha güçlü olduğu kabul edilmelidir.

*
Muhammed’in Hıristiyan Kutsal Kitabı hakkında bilgisiz olması bence şaşırtıcı değil. Şaşırtıcı olan, onun ölümünden otuz yıl sonra Kuran metnini derleyenlerin halâ aynı anlatımı sürdürmesidir. Ortadoğu’nun bellibaşlı Hıristiyan kültür merkezleri ve milyonlarca Hıristiyan nüfus İslam egemenliği altına girdikten sonra, Müslüman liderlerin Hıristiyan kutsal metinleri hakkında daha fazla malumata sahip olmaları gerekir.

Acaba her şeye rağmen (yanlışlığını bile bile) Muhammed’in özgün söylemine sadık kalmayı mı tercih ettiler? Yoksa özgün söylemde daha feci hatalar vardı da sadece bir kısmını düzeltmekle mi yetindiler? Kuran metnindeki bariz anlatım bozuklukları ve anlam belirsizlikleri, acaba editörün silgisinin izleri midir?

17 yorum:

  1. " Hıristiyan liderleri arasında hiç olmazsa bazılarının, tahrif edilen kitap(lar) yerine “aslını” ileri sürmeleri, en azından bunun sözünü etmeleri beklenir. Oysa böyle bir iddia duyulmamıştır."
    Bu kısmı okuyunca tahrif edilmemiş incil olarak sürekli duyduğumuz "Barnabas İncili" aklıma geldi. Bu konuda malumatınız var mı? İnternette şöyle bir kaynakla karşılaştım mesela ben.

    http://www.barnabas-incili.com/
    Yanıtla
  2. Kendince hikmet sahipleri hadis toplama işine devam ettiler. Ama ne hikmetse onlardan bir "euangêlion " basamadılar. Geleneği frenliyen neydi ? Muhammed'in bu son derlemedir uyarısı mı ? Sanmam..Yoksa metinlerde bahsi geçen Muhammed'in ,nasıl bir hayat yaşamış olabileceğini, ayetlerden yola çıkarak, kurgulamaya, hadislemeye mi çalıştırlar acaba ?

    Yada Muhammed'in derilere yazdığı etkileyici metinler, iktidarın eline geçip, kopyalama yöntemi çetin ve zahmetli olacağından, önce orjinal metinlerde icap eden kelimeler kazınıp, yerlerine yenileri yazılmak suretiyle, istenilen şaibe yaratıldıktan sonra çoğaltılıp piyasaya sürülmeye mi karar verildi? İktidarın böyle bir yöntem izlemesi, deriye yazma teknolojisinin bu boyutlara ulaştığı bir yüzyılda, olağandır Onca habercinin, haberlerini derleyip , kendileri için sıkıntılı olacak, kontrolü zor bir sürece girmektense , etkili bir habercinin derilere yazdığı haberleri deforme etmek daha pratik ve daha uzun vadeli bir çözüm olacaktır. Padişahım çok yaşa.
    Yanıtla
  3. Sevan Bey'in yazısı güzel. Fakat yazıda Kuran'ın peygamberin ölümünden 30 yıl sonra derlendiğini okudum. Bildiğim kadarıyla en eski Kuran, Muhammed'in ölümünden 150 yıl sonrasına kayıtlı. Tabi bir de Sevan Bey Muhammed diye birini yaşamış kabul ederek yazmış. İsa'yı böyle kabul etmiş. Ben ikisinin de gerçekte yaşadığından fazlasıyla şüpheliyim.
    Yanıtla
    Yanıtlar
    1. Şüphe iyidir.Hele bilimsel şüphe pek iyidir.
  4. Hocam tam da gününü seçmişiniz.Kutlarım.Hıristiyanlığa göre İncil'in mesajı İsa'nın kimliği ve eylemleridir. Hıristiyanlar için insanlığın temel sorunu günahtır. Günahkar insan kutsal tanrı ile ilişki kuramaz. Günah insana ölüm getirir ve herkes bu ölümü hak etmektedir. Dünyada yaşamış tek günahsız kişi olan İsa ise insanların günahlarını bağışlatan bir kurban olarak çarmıhta ölmüştür. Tanrı bu kurbanı kabul ederek, İsa'yı ölümden diriltmiştir. Eğer bir insan İsa'nın ölümü ve dirilişine ve bu gerçeklerin onun yaşamındaki etkilerine iman ederse (güvenirse) günahlarından ve sonuçlarından kurtulacaktır. İsa'nın ölümü günahları bağışlatan bir kefaret kurbanı işlevi görmüştür. Dört kanonik incilde (özellikle de Ön sözlerde) sık sık İsa'nın Mesih olduğu belirtilir.Bugünkü batı medeniyeti yenilenme ve aydınlanmalarını, onbinlerce kiliseyi yıkıp yüzbinlerce din adamını katlederek oluşturabilmiştir. İslâmî uygarlıkta yakın gelecekte böyle bir hesaplaşmaya yönelik öngörünüz var mı?
    Yanıtla
  5. İsa’nın hayatı ve öğretisine dair eldeki en eski metin, Markos’un muhtemelen 65 yılı dolayında yazdığı anlatıdır. Bundan yaklaşık on yıl sonra yine müritlerden Mattheos ve Lukas birer yaşam öyküsü kaleme alırlar. 100-115 yılları arasında Yohannes adlı birine ait dördüncü anlatı (muhtemelen Efes’te) ortaya çıkar.

    Dört incilin kaleme alınış tarihleri gayet tartışmalıdır. Seküler (ateist/agnostik manasında) Batılı uzmanlar genellikle dört incilin yazılışını incillerdeki Tapınağın yıkılmasına olan atıftan hareketle Tapınağın yıkıldığı MS 70 yılından sonraki bir zamana tarihlerler. Hatta dördünün de yazılışını 2. yüzyılın ilk birkaç onyılı gibi geç bir devre tarihleyenler bile var.
    Yanıtla
  6. yav geçin gidin,
    isa çorba bile bulamayan bir garibandı
    muhammed çorbacının tekidir ,
    tek farkları budur))
    böyle götünü yaldıra yaldıra
    saçmalaya saçmalaya beni kendine inandırmaya çalışan pavyon karısı tıynetli bir allaha inanmam))
    allah iki dakika en azından benim dayım gibi delikanlı olmalıydı ..
    dayım öldürüldü, işsiz allah dolaşıyor..
    ben o yakışıklı dayıma inanırım..
    benim dayım allahtı, bana göre( ve bana göre olan tek doğrudur!)
    Yanıtla
  7. incil, siret ve hadisin eşdeğeri demişsiniz. ama islamla hıristiyanlık arasında bir fark var. isa tanrı'nın oğlu, peygamberi değil. dolayısıyla söz ve davranışlarının hadis değil, ayet yerine geçmesi lazım.
    Yanıtla
    Yanıtlar
    1. Fakat incili yazan Mesih degil, ogrencileriydiler. Dolayisiyla yazilanlar ayet sayilmaz.
    2. İsa dinleyicilerine Allah için "Benim Babam ve sizin Babanız." diyebildiğine göre Allah'ın baba olması İslam dünyasında anlaşılandan biraz daha farklı bir kavram olmalı. Yoksa herhalde İsa bin tane Yahudi'nin karşısına geçip "Allah sizin harfi babanız." dememiştir. İbranice baba kelimesinin "yaratıcı" anlamında da kullanıldığı düşünülürse, işler daha da karışır. Bence herkes bir başkasının dini inançları hakkında atıp tutmadan önce biraz araştırmalı.
  8. Şunu çok merak ediyorum..
    İsa aracılığı ile "Komşun yanağına tokat vurduğunda, ona öbür yanağını çevir" doktrinini yayan tanrı, nasıl oldu da İslamiyet'le "Hırsızlık yapanın kolunu kes" telkinine/emrine doğru 180 derecelik bir dönüş yaptı?
    Kaldı ki İsa'dan önce var olan Yahudi öğretisi de "Dişini kıranın dişini kır, gözünü oyanın gözünü oy" diyor diye biliyorum..Bu arada İsa ile yaşanmış büyük çelişkiyi din adamları nasıl açıklıyorlar?
    Yanıtla
  9. Sevan Nişanyan'ın Hz. İsa ve Kur'an hakkındaki iddialarına cevap:

    http://www.facebook.com/notes/eternal-consciousness-ebedi-bilin%C3%A7/sevan-ni%C5%9Fanyan%C4%B1n-hz-isa-ve-kuran-hakk%C4%B1ndaki-iddialar%C4%B1na-cevap/459983447397897
    Yanıtla
    Yanıtlar
    1. yazınız baştan sona büyük bir kibrin gölgesi altında yeşermiş. klasik dinci kibri. yok bu kavramı şu şekilde anlamalısın, aslında şu kelimenin anlamı bu, yok efendim incil aslında kitap, kitap da hukuk, hukuk da tevrat, o zaman incil aslında tevrat, vay efendim aslın şu bunu temsil ediyor...her boku afedersin siz anlıyorsunuz, sizin dışınızdakiler büyük bir gaflet içindeler. o değil de madem bu çok kutsal kitapların muhatabı biziz niçin yalnızca ayetlerin gerçek manasını birkaç tane sizin gibi garip gureba anlıyor? metne ne kadar ihanet ettiğinin farkında da değilsin. senin gibiler kavramları o kadar muğlaklaştırdı ki bir metin aslında herşeyi anlatıp hiçbir şeyi anlatamaz hale geldi. zirilyon tane ilahiyatçı kürsülere çıktı konferans verdi. hiçbiri de demedi ki ben bu metinden bişi anlamadım, her çıkan aslında şu zamana kadar herkez yanlış anlamıştı diyip kendi idrakini dayatmaya kalktı ve bunu mutlak hakikatin ta kendisiymişcesine. oysa problem basit. tanrının kafası güzelken kaleme almış bu yazıyı ve kısaca saçmalamış. bizim gibi zavallılara da acaba tanrı burada ne demek istedi diyerek kafayı yemek düşmüş özetle durum bu. yahu allasen tanrısal bir buyruk hazırlamak bu kadar zor olamaz arkadaş. ne istiyosan adam akıllı deyi verseydin de uğraştımasaydın bak millet en doğru kuran anlamı bu diye birbirine girdi yaptığı ayıp bu tanrının da ha. ortalığı karıştırıp fitneye sebep oluyor bilmiyorum bunu bilerek mi yapıyor.

      bak aklıma geldikçe hala gülüyorum adam kavramların bağlamın amına koymuş ya helal olsun.bir de ayetleri kendisi çevirmiş herhal kendi kafasından uydurduklarını ayete sokuşturmuş 'yani' bağlacına dikkat :) bir bakarmısınız :
      "Demek Kur’anın 'İsaya kitap ve hikmeti yani Tevratı ve İncili verdik', ayetindeki kitap, Tevrat, bilgi ve hukuk manasındadır; İsaya İncilin verilmesi ise, anlayış demektir."

      güzel kardeşim ayeti açıklamaya çalışırken kavramların amına koymaya yeni başlamamışsın bunu çok önceden gerçekleştirmişsin, ayetin ta kendisini yazarken. kitap ve hikmeti yani tevrat ve incili... ahaha

      yazının tümü parantez arası tanrısın konuşmalarından ibaret zaten. bilen bilir bu parantez aralarının ne mana ifade ettiğini. küçük tanrıcıklar sizi. işte bu sebeple kendi nefslerini put edinenler asıl sizsiniz din tüccarları, sizsiniz işte cehenenemde yağlı kazıklara geçirilecekler. züppe alimler...

      incici piçler gibi kafan güzelmiş güle güle kullan demek düşüyor bundan sonra.

      işin acı tarafı bu kadar uzun bir yazı kasmışsın. niçin diye sorsam " sevan çarpıtıyor" dersin utanmadan. burada sevan da biliyor kendisinin ne yaptığını okuyucular da. varolan metnin alternatif varlık sebeplerini ipuçlarıyla senarize etmiş, durum bundan ibaret. peki sen ne yapıyorsun? ayetlere parantez aralarıyla zihnindeki çarpık algıyı sokuşturuyorsun. ki yukarıda verdiğim bir örnekte paranteze dahi ihtiyaç duymadan 5 kelimelik ayete 2 kelime daha eklemişsin utanmadan.

      yazının bir kısmında bir de şöyle bir ibare var:
      "Mesela, Âdem dil ve medeniyeti, İdris bilimi, Nuh dini, İbrahim kalite ve uygulamayı, Musa şeriatı, Harun velayeti, İsa vahyi temsil ediyor.[1] "

      nerden siçtı acaba bu tespiti diye merak ettim kaynakça kısmına baktım ki ne göreyim;) aha şöyle bişi yazmış:

      [1] Bu meselenin geniş izahı, Peygamber Kıssaları Hakkında Bilmediklerimiz ve Sadece İnsan adlı kitaplarımda vardır. İsteyen D & R ‘dan e- kitap olarak da indirebilir.

      adamın kaynakçası kendinden menkul kıymetler borsası bozdur bozdur harca :)
      peygamber kıssaları zaten gerçek anlamını bulmak için 1400 yıl seni beklemişti büyük kurtarıcı öylemi..ahahah adam büyük megoloman. neyse varsa allahndan bul ;)
  10. üstteki anonim yorum Sezgin Demirok adlı kullanıcı ve benzeri saçmalıkları yineleyenler içinler için yazıldı. bir karışıklığıa sebebiyet vermemesi için belirtmek istedim.
    Yanıtla
  11. İlk yazı gayet güzel, medenice kaleme alınmış. Sezgin Demirok'u da biraz anlamakta zorlanarak sonuna kadar okudum. Ancak adsız olarak son yorumu yapan arkadaş kimse seviyeyi yerlere düşürmüş. Bizler fikirlere tahammül gösteremediğimiz. Onu diğer bir fikirle eleştiremediğimiz zaman başlıyoruz hakarete. Bu mudur eleştiri, bu mudur fikir paylaşımı?
    Yanıtla
  12. Müslüman ilahiyatçılar, her Hristiyanlık tartışmasında ısrarla "İSA'YA İNDİRİLEN İNCİL" kalıbını kullanır. Bu durum bazen komik hallere neden olabiliyor. Hatırlıyorum mesela yıllar önce bir Ceviz Kabuğu programının konusu "Hristiyanlık" idi, 3 hafta boyunca Hristiyanlık konu başlığı seçilmişti. Yayın süresinin (program sunucusunun konuşmaları hariç) tamamına yakın bir bölümünde Zekeriya Beyaz konuşmuş, Hristiyanlık nedir-ne değildir anlatmış, yer yer bağırarak ve parmağını sallayarak "İsa'ya indirilen ve sonradan tahrif edilen İncil"den bahsetmiş, Hristiyan din adamlarını bu gerçeği itiraf etmeye davet etmişti.

    Bir bölümde beklenmedik bir olay oldu. Konuk olan papaz kendisine verilen birkaç dakikalık konuşma süresinde gayet rahat şekilde Zekeriya Beyaz'a dönüp dedi ki "Öyle bişey yok, İncillerin hepsi sonradan yazıldı."
    Kalakaldı! (Cevap veremedi)
    Yanıtla
  13. Ölü deniz yazıtları hakkındaki tartışmayı göz ardı ediyorsunuz. Sinemada izlediğim ilk film de bu konuyla ilgili olan "the stigmata" idi, izlemenizi öneririm. Ondan sonra kimin bilip bilmeden konuştuğu hakkında daha derli toplu bir görüş ortaya konabilir.
    Yanıtla

30 Kasım 2012 Cuma

Kahramanmaraşlı Nestor'un mezhebi

Geçen gün Face’teki tartışmada Nestorculuk bahsi açılınca aklıma geldi. Kuran'daki tuhaf İsa öğretisi acep Nestorcu Hıristiyanlıktan iktibas mıdır demiştik. [Dipnotları okumazlık etmeyin. Asıl inciler orada.]

 *
Nestorios Kahramanmaraş’ta – o zamanki adıyla Germanikia’da[1] – doğmuş. Antakya’da okuyup papaz olmuş. Zamanın büyük ilahiyatçısı Mopsuestialı Theodor’un[2] etkisi altında kalmış. Spekülatif yeteneğini sergileyen vaazlarıyla tanınmış. 428’de İstanbul patriği seçilmiş. Lakin, devrin büyük yobazı olan İskenderiye patriği Kyrillos ile giriştiği tartışmada fena hırpalanmış. 431’de Efes’te toplanan kiliseler konsili, Hazreti Meryem’in theotókos(“tanrı-doğuran”) sıfatını reddetti diye galeyana gelip Nestor’u aforoz etmiş. İmparatorun emriyle hoca Mısır çölündeki bir manastıra sürülmüş. Bir süre sonra, kimliği meçhul birtakım eşkiyanın saldırısı sonucu hayatını kaybetmiş.

Kyrillos’un Efes konsilinde Nestor’a karşı ilan ettiği oniki anathema halen hem Katolik ve Ortodoks kiliselerince hem Ermeni, Süryani, Kıpti vs. gibi Doğu kiliselerince kanonik sayılır (“bağlayıcı” diyelim, anlaşılsın). Kyrillos’un anathemaları ile Nestor’un karşı-anathemalarının İngilizcesini şu sayfa ve devamında bulabilirsiniz: http://www.ccel.org/ccel/schaff/npnf214.x.ix.i.html.[3] Metafiziğin dibine vurmuş şahane metinlerdir. Nestor’un esas teorik eseri binbeşyüz sene boyunca – en azından Batı dünyası için – kayıpmış. 19. yüzyıl sonlarında Amerikalının biri Hakkari yakınındaki Kuçanis[4]köyündeki Nasturi patrikliğinin kütüphanesinde Süryanice nüshasını bulmuş. Arzu ederseniz onun da İngilizce tercümesi şurada: http://www.tertullian.org/fathers/nestorius_bazaar_0_intro.htm.[5]

Özetle diyor ki, İsa’nın tanrı kimliği ile insan kimliği iki ayrı prosopon’dur,[6] maddenin tanrılaşması sözkonusu olamaz, sonlu olan sonsuz olamaz, dolayısıyla Meryem’e “tanrı-doğuran” demek yanlıştır; İsa, tanrı kimliğiyle çarmıha gerildi ve öldü diyemeyiz; acı çeken ve ölen, tanrısal kimliğin bir tür yansıması veya yanılsaması olan bedensel varlıktır.

Bu görüşe Diyofizitizm (iki-kimlikçilik) adı veriliyor ve zındık sayılıyor. İşin fenası, bunun zıddı olan Monofizitizm (tek-kimlikçilik) de Ortodoks ve Katolik kiliselerince zındık sayılıyor. Süryani Kadim ve Ermeni kiliseleri bu ikinci tip zındıklardandır. Ayrı hikâye, onu karıştırmayalım şimdi.

*
Nestor öğretisi, o devirde entelektüel odağı Antakya ve Urfa’da olan Süryani aleminde destek görmüş. Urfa medresesinde hoca olan Kyrrhos’lu Theodoret[7] daha mutedil bir Nestorist formülasyonla durumu kurtarmaya çalışmış. Urfa piskoposu İbas[8] 448 yılında Nestorculuk yaptığı iddiasıyla mahkemeye çıkarılmış, paçayı zor kurtarmış. Nihayet 489’da imparator Zenon[9] Urfa Okulunu kapatınca Rum diyarında Nestorculuğun sonu gelmiş.

Rum ülkesinde Nestorculuk ezilirken, devrin diğer süpergücü olan komşu imparatorlukta olaylar farklı rota izlemiş. Sasani başkenti olan Ktesifon’daki[10] İran Hıristiyan kilisesi, Patrik Dadişo eyyamında (421-456) Nestorcu öğretiyi benimsemiş. Böylece Nestorculuk, Zerdüşti İran’da bir tür “resmî azınlık dini” olan Hıristiyanlığın resmî mezhebi niteliğini kazanmış.[11] İslamöncesi devirde, Kerkük-Erbil, Tebriz, Deyleman ve Horasan başta olmak üzere İran’ın tüm vilayetlerinde Nestorcu-Hıristiyan cemaatler oluşmuş.[12] Erken İslam egemenliği dönemde Nestorcu Şark Kilisesinin etkinliği daha da artmış. Asya'ya yayılmışlar. 770 civarında Çin’in o zamanki başkenti Xian’da güçlü bir Nestorcu piskoposluk tesis edilmiş. Uygur Türkleri aynı tarihlerde topluca Nestorcu Hıristiyanlığı benimsemiş.[13]Hindistan’ın güneyinde Nestorcu kilise örgütlenmiş.[14]

Kültür tarihi açısından daha ilginç olan olay, zamanın en önemli entelektüel merkezlerinden biri olan Urfa Okulunun, Nestorculara yönelik baskılar nedeniyle darmadağın olması; hocalarının İran'a iltica edip, sınırın hemen öte yanında bulunan[15]Nusaybin’e taşınması.[16] En geç 489’da Urfa Okulunun kapanmasıyla Nusaybin, Ortadoğunun başlıca skolastik merkezi olarak öne çıkmış. Bu statüsünü Kahire’de el-Ezher’in ve 11. yüzyılda Bağdad’da Nizamiye Medresesinin kuruluşuna kadar korumuş. Daha sonra İslami skolastiğin esaslarını oluşturan kıraat, tefsir, aktarım (hadis), mantık, gramer, iştikak ve nücum ilimlerinin temelleri bu okulda atıldı demek yanlış olmaz.

*

Uygurları saymazsak, tarihte Nestorist mezhebi benimseyen tek kayda değer devlet, Lahmî Arap devleti. Bunlar 3. yüzyılda Irak’ın güneyindeki Hire’de egemenlik kurmuşlar. Kuveyt ve Bahreyn’e uzanan alanda hüküm sürmüşler. Kimi kaynaklara göre İmrül Kays bin Amr[17]zamanında, kimilerine göre 6. yüzyılda Hıristiyan olmuşlar. Sasani siyasi-kültürel etkisine (ve Ktesifon patrikliğine) tabi oldukları için, doğal olarak Nestorcu çizgiyi takip etmişler. 602 senesinde İran Şahı Husrev Pervîz son bağımsız Hire kralı Numan bin Munzir’ı öldürüp Lahmi hanedanına son vermiş. Ama birkaç sene sonra bilumum Arap aşiretleri Lahmîlerin intikamı için birleşip, Sasani devletini Zikar (ذي قار) harbinde perişan etmişler. Sene 609 dolayı, Muhammed’in peygamberlik ilanından hemen önce.

Acaba Muhammed’in başlattığı siyasi hareketin bu olaylarla ilgisi nedir? Lahmilerin müttefiki olan Arap aşiretleri arasında Nasturi-Hıristiyan oranı neydi? Öteden beri anti-Rum kampına mensup olan bu zümre, bu sefer İran’la bozuşunca üçüncü bir yol arayışına girmiş olabilirler mi? Müthiş konular bunlar, araştırmak lazım.

Bir zamanlar Arap şairlerinin öve öve bitiremediği Hire kenti Lahmîlerden sonra yıkılıp terk edilmiş. İslam fütuhatından sonra bunun taşlarıyla, hemen yakında Kûfe kentini inşa etmişler.

*
770 küsur tarihinde Bağdat kurulunca Nasturi patrikliği Arapların Medayin adını verdiği Ktesifon’dan bu kente taşınmış. Abbasi halifeliğinin parlak döneminde serpilip palazlanmış. Sonra talihi dönmüş, 13. yüzyıldaki Moğol istilasını izleyen devirde zulüm ve kahır görmüş. 1318-1328’de patrik olan Erbil’li Timotheos devrinde Bağdad’ı terk edip, Hakkâri dağlarında ulaşılmaz bir yerde bulunan Kuçanis’e sığınmışlar.

1550 civarında Nasturilerin bir zümresi Rabban Sulaka d’Bêth Ballo[18] önderliğinde Roma’daki Papanın elini öpüp Kuçanis’ten bağını koparmış. Keldanî adı verilen bu zümre, Bağdat, Musul, Kerkük, Erbil, Siirt, Nusaybin gibi kent merkezlerinde açık ara galebe çalmış. Ancak Hakkari ile Erbil arasında yaşayan dağ ahalisi Kuçanis’e sadık kalmış. Cizre beyi Bedrxan ile Hakkari Beyi Nurullah’ın 1839 ve 1846’da giriştikleri katliamlara dek Hakkari, Şemdinan ve İmadiye nüfusunun muhtemelen yarı yarıya Nasturi olduğu anlaşılıyor[19]. Bir kısmı müstakil aşiret, bir kısmı Kürt aşiretlerine bağlı mevali imiş. Aramice/Süryanicenin doğu lehçesi olan anadillerine[20] ek olarak hepsi Kürtçe bilirmiş. Barzani ailesinin Nasturi’den dönme olduğu rivayet edilir. İsmet İnönü’nün dedesinin de, 1846 katliamının ana sahnelerinden biri olan Tiyari vadisinden[21] Bitlis’e mülteci gittiğini Avni Özgürel bir keresinde yazmıştı; ne kadar doğrudur bilmem.

Enteresan olan bir detay da şu. 1915 öncesinde Nasturi ve Keldani nüfusun yoğun olarak yaşadığı alanın doğu sınırı – Batman-Nusaybin-Musul'un hemen doğusundan geçen hat – 5. yüzyıldaki Bizans-Sasani sınırını birebir yansıtıyor. Hayret etmemek elde değil.

*
1915’te Türk ordusu Hakkari ve civarındaki bütün Nasturi nüfusu tehcir etmiş. Üç yıl boyunca İran tarafında, Urmiye ve Salmas yakınındaki mülteci kamplarında yaşamışlar. 1918’de patrik 21. Şimun, İttihatçıların adamı olan Kürt lideri Simko tarafından Salmas’ta öldürülmüş. Harpten sonra bir kısmı yurtlarına geri dönmeye teşebbüs etmişler. TC Silahlı Kuvvetlerinin 12-28 Eylül 1924 tarihlerinde giriştiği Oramar[22] Tedip Harekâtı sonunda imha edilmişler.

Resmi bildiri imha diyor. Bir tarihte Genelkurmay belgelerinden okuduğumdan eminim. Şimdi kaynağı bulamadım.

1. Dünya Harbinden sonra patrik hazretleri “can kıymetli” deyip San Fransisco’ya göçmüş. 1976’da seçilen son patrik orasını sevmediğinden şimdi patrikhane makamı Illinois’nin Morton Grove kasabasındaymış. Google Earth’ten baktım. Birch Avenue üzerinde, önde iki arabalık park yeri olan orta karar bir suburb evi.




[1] Anadolu’da iki Germanikeia vardır, ikincisi hâlâ aynı adı taşıyan Ermenek’tir. Caligula lakabıyla tanınan üçüncü imparator Gaius Germanicus (M 37-41) zamanında adlandırılmışlardır. Caligula, babasının Germenlere (yani Almanlara) karşı kazandığı zafer dolayısıyla bu soyadını taşır.
[2] Mopsuestia-Misis şimdi Adana’nın Yakapınar ilçesidir. Mopsuestia’lı Theodoros (ölümü M 428) meşhur Urfa Okulunun fikrî önderi ve kurucusu sayılır.
[3] Her maddeye ekli notlarda Jezüit ilahiyatçılardan Dionysius Petavius’un (Denys Pétau, 17. yy) yorumları ile 5. yy ilahiyatçılarından Kilisli Theodoret’in (Theodoret of Cyrrhus) itirazlarına cevapları verilmiştir.
[4] Şimdiki adı Konaklı. 14. yy’dan 1915’e dek Nasturi patrikliğinin makamı idi. 1993’te köy boşaltıldı ve kısmen tahrip edildi. Tüyler ürpertici bir yerdir. 2005'te gittim.
[5] Süryanice aslını 1910 senesinde bizim Mıhitaryan rahiplerinden Peder Paul Bedian Viyana’da yayımlamış.
[6] İsa’nın tanrılığını reddeden bir görüş erken Hıristiyanlık bünyesinde işitilmemiştir. İskenderiyeli Arios (ölümü M 336) Oğul’un tanrılığını reddetmez, ancak Baba’ya tabi ve ikincil sayar. 325 yılındaki İznik konsilinde reddedilen bu görüş Şarkta çok az taraftar bulmuş, ancak Batıda barbar Germen kavimleri arasında yaygınlık kazanarak 7. yüzyıla dek etkisini sürdürmüştür.
[7] Kyrrhos harabeleri Kilis’in 13 km batısında, Suriye sınırının hemen öte tarafındadır. 1150 civarına kadar bölgesel merkez olmuş, daha sonra bu işlevi bugünkü Kilis devralmıştır. Kilis adı muhtemelen Kyrrhos sözcüğünden bozmadır. R > L evrimi Farsça, Arapça ve Türkçede tipiktir.
[8] Yunanca İbas şeklinde aktarılan adın Süryanicesi İbô (veya Hibô) olarak geçer. Şaka değil.
[9] 474-491 yıllarında imparator olan Zenon, Ermenek yakınındaki bir kasabada doğmuştu. Onun onuruna Zenonopolis adı verilen bu kasaba, bir görüşe göre Ermenek’e bağlı İznebol (şimdi Elmayurdu) köyü, diğer görüşe göre Sarıveliler ilçesine bağlı Uğurlu köyü yakınındaki Körüstan harabesidir.
[10] Bugünkü Irak’ta, Bağdad’ın banliyösü olan Medain kentidir. MÖ 3. ila MS 7. yüzyıllarda bin yıl süreyle İran'ın başkenti idi.
[11] İran’da Hıristiyan dini I. Yezdgerd zamanında 409 veya 411 senesinde resmen serbest bırakılmış ve Ktesifon piskoposluğu bu tarihte tesis edilmiş idi. İslam hukukunun azınlık dinleri hakkındaki düzenlemelerinin bir bölümü hiç şüphesiz Sasani devletinin bu tecrübesine dayanır.
[12] Ktesifon’a bağlı tarihî piskoposlukların listesi için bkz. http://www.nestorian.org/location_of_nestorian_bishops.html
[13] Daha sonra İslami bir anlam yüklenecek olan namaz, oruc, Çalab gibi bazı dinî terimlerin Orta Asya Türkçesine bu tarihte Nestorcu-Hıristiyan gelenekten alınmış olması muhtemeldir.
[14] Hindistan’ın güneyinde Nestorcu-Süryani geleneğinin bugün bölünmüş olduğu çeşitli mezheplere mensup yaklaşık 10 milyon Hıristiyan nüfus varmış. Doğu ve Batı Süryani mezhebi ile çeşitli Uniat kiliselere mensup Hıristiyanlar Kerala eyalet nüfusunun %19’unu oluşturuyor.
[15] 4. yüzyıldan İslamın gelişine dek Roma-İran sınırı, Rize-Çayeli, Erzurum, Silvan ve Mardin-Dara Rum tarafında kalmak üzere Kuzey-Güney doğrultusunda uzanan bir hat idi.
[16] Bazı kaynaklara göre Nusaybin Okulu daha 4. yüzyılda Mor Efrem tarafından kurulmuştu. Yahudi Talmud literatüründe de Nusaybin Okulu sıkça zikredildiği için, bir tek okuldan ziyade (eski Oxford ve Cambridge gibi), çeşitli kurumların bir arada bulunduğu bir entelektüel merkez düşünmek gerekir. Halen Nusaybin merkezinde bulunan Mor Yakub manastır ve kilisesinin “Nusaybin Okulunun binası” diye gösterilmesi popüler bir yanılgı sayılmalıdır.
[17] Bu İmrul Kays, İslam öncesi Arap şairlerinin en büyüğü sayılan İmrul Kays bin Hucr ile karıştırılmamalıdır. Necd’de hüküm süren Kindî hanedanına mensup olan bu İmrul Kays da muhtemelen (Nasturi) Hıristiyandır. Taht hakkını kaybettikten sonra Rum imparatoruyla görüşmek için M 560 dolayında İstanbul’a gelmiş, dönüşte Ankara’da vefat etmiştir. Ankara’daki türbesinin halen Hıdırlık adı verilen yer olduğu söylenir.
[18] Bêth Ballo adı verilen yer muhtemelen bugün Adıyaman Gerger’e bağlı olan Bîbol(Konacık) köyüdür.
[19] Michel Chevalier, Les montagnards chrétiens du Hakkâri et du Kurdistan septentrional(Paris 1985) ayrıntılı tasvir ve harita verir. Birkaç sene önce Mollafenari’deki Kubbealtı Fotokopi’de hasbelkader bulmuştum.

[20] Bu dilin Türkiye’de konuşulduğu son yer Pervari’ye bağlı Hertvin (şimdi Ekindüzü) köyü idi. Köy halkının 1960 ve 70’lerde İsveç’e göçünden sonra, bu ülkede birkaç yüz kişinin halen “Hertvince” adı verilen bu Aramice lehçesini konuşabildiği belirtiliyor.

[21] Tiyari vadisi Çukurca’nın batısındadır. Aşita (Çığlı) ve Keletan (Taşbaşı) köyleri sırasıyla Aşağı Tiyari ve Yukarı Tiyari nahiyelerinin merkez yerleşimleridir. Daha doğudaki Txuma vadisi (merkezi Zawita – Hişet köyü) ile birlikte bu bu yerler, 1846 öncesinde bölgedeki en güçlü “bağımsız” Nasturi aşiretlerinin yurdu idi.
[22] Oramar, şimdi Yüksekova’ya bağlı Dağlıca bucağı. Türkiye’nin en güzel yerlerinden biridir. Kürt nüfus 1924’ten sonra yerleşmiştir.
  1. Hayret, Islamla ilgili yazilariniza hicbir yorum getiremese bile en azindan kufretmeden gecmeyen kitle bu yaziniza hic yorum birakmamis. Algilarini ve ogrenme arzularini diger tum inanislara kapatmalarindan mi kaynaklaniyor bu durum acaba?
    Yanıtla
  2. teşekkürler hocam. çok faydalı bir yazı. eline emeğine sağlık.
    Yanıtla
  3. Selamlar, çok güzel bir yazı olmuş Sevan bey,
    teşekkürler. Aklıma takılan bir kaç konu var Nestorilerle ilgili. Birincisi kendilerini Asuri olarak adlandırmaları ve kökenlerini Asur devletiyle ilişkilendirmeleri. Yanlış hatırlamıyorsam Ninova hafiri Sir Layard'da aynı görüşteydi. Bahsini ettiğiniz lehçeleri Akkadca'nın bir türevi olabilir mi?

    İkincisi patriklik makamının amca-yiğen silsilesi ile devam etmesi. Diğer hristiyan mezheplerin de ve ya zerdüştlerde bu gelenek var mı?

    Bir de şu Simko'nun ittahatçılığı meselesi var tabi. Türkiyeli ve ya Osmanlı değil bu adam. İran meskunu Kürtlerden, meselesi de İranlılarla. Gerçi ailesi o öldürüldükten sonra Türkiye'ye sığınmış ya orası ayrı mesele. İttahatçılığı ile ilgili fikriniz neye dayanıyor acaba?
    Muhammed'in peygamberliğinden önceki 5 yıl konusundaki sarsıcı tespitiniz muhteşem. Alın size doktora konusu. Tabi yönetecek yeterlilikte Türkiyeli İlahiyatçı var mı? Ya da Arap tarihçisi?
    Yanıtla
  4. Nasturi/Keldanilerin "Asuri" olarak adlandırılması daha ziyade coğrafi bir adlandırma sanırım (Kuzey Iraklı anlamında). Eski Asur devletinin resmi dili olan Asurice (yani Kuzey Akkadca) MÖ 1000 dolaylarında direkt mirasçı bırakmadan söndü. Suriye kökenli olan Aramice, Mezopotamya ve Asur'un günlük konuşma dili - ve daha sonra yazılı kültür dili - oldu.

    Birinci Dünya Savaşı sırasında Teşkilat-ı Mahsusa öncülüğünde Türk askeri birlikleri Batı İran'ı iki kez işgal etti. Simko'nun o olaylar esnasında Türklerin adamı olduğunu Ervand Aprahamian'ın Modern İran Tarihi kitabında okudum (A History of Modern Iran, Cambridge 2008). Mayısta İran'a gittiğimde kitabı orada birine verdiğimden şimdi sayfa referansı veremiyorum.
  5. Yazı ve bilgiler güzel teşekkürler.

    Sevan bey,

    İnsan İsa tezini Nestorilerden aldığı fikri akla yatkın olmakla birlikte, Muhammed açısından daha pratik bir nokta yok mu?
    İsa'nın doğrudan Tanrının bir parçası olarak görülmesi, Muhammed'in peygamberlik iddiasını zayıflatmaz mı?
    Yani o dönemki insanlar bir yanda yeryüzüne gelmiş Tanrı ile insan özlü bir peygamber arasında ister istemez hiyerarşi kurarlardı. Bu durumda da İslam'ı ayrı bir kimlik/din olarak kurumsallaştırmak zor olmaz mıydı?

    Yani Muhammed açısından İsa'nın tanrılık iddiasını reddetmek başlı başına mantıklı değil mi?
    Yanıtla
  6. ağbi bi sürü bilgi vermişsinde ben götümü kıstım gittim.çok karışık konuşuyon kendimi bulamadım. sade ol lüften
    Yanıtla
  7. Kurandaki tuhaf isa öğretisi derken kastettiğiniz nedir? tam anlamadım. bence tuhaf olan hristiyanlığın isa öğretisi.ne de olsa tek tanrıcılıktan (bir nevi)çok tanrıcılığa geri dönüş ihtiva ediyor.
    gerçekten de karşılaştırmalı bir islamdaki isa , hristiyanlıktaki isa yazısı yazsanız ne iyi olur.
    Yanıtla
    Yanıtlar
    1. tuhaf derken sanirim su: o gunku dunyada isadan peygamber/elci diye bahsedip iman edenler arasinda, "isa tanri degildir / tanrinin oglu degildir" diyen birisi yok. (aslinda nestor da dememis oyle, sadece meryem'in dogurdugu tanri degildir, demis, meryem'i putlastirmamak amaciyla)
    2. Kuran'a göre İsa çarmıhta acı çekip can vermemiş, sadece öyle "gibi görünmüş". Nisa 157: "Meryem'e büyük bir iftirada bulundular ve: 'Meryem oğlu İsa Mesih'i, Allah'ın elçisini öldürdük' dediler. Oysa onu öldürmediler ve asmadılar, fakat onlara öyle göründü. Ayrılığa düştükleri şeyde doğrusu şüphededirler, bu husustaki bilgileri ancak sanıya uymaktan ibarettir, kesin olarak onu öldürmediler, bilakis Allah onu kendi katına yükseltti."
  8. Arianism ile Islamin Isa yorumu ile ne kadar benzestigini dikkate alirsak, Arianismin pek ortadan kalkmis oldugunu dusunemiyorum.

    Dahasi, su anda malesef ilgili kaynaklari tekrar bulamadim, Arianismin Arap yarimadasinda Islamin ortaya cikisindan hemen oncesine kadar var oldugunu da soyluyorlar.

    Bence daha da ilginc olan, sanki misyonunu devretmiscesine, Islamin ortaya cikisindan yaklasik 50-75 sene once yer acip yere girmis gibi ortaliktan cekilmis olmalaridir.
    Yanıtla
  9. "İsa’nın tanrılığını reddeden bir görüş erken Hıristiyanlık bünyesinde işitilmemiştir. İskenderiyeli Arios (ölümü M 336) Oğul’un tanrılığını reddetmez, ancak Baba’ya tabi ve ikincil sayar."

    Bazı Aşırı-Ariosçuların Oğul'un tanrılığını tamamen reddettiğini okumuştum. Bu yüzden diğer Ariosçularla da çatışmışlar.
    Yanıtla